Kurumsal Sürdürülebilirlik, Çevre ve Türkiye

November 28, 2012  |   Blog   |     |   0 Comment

Kurumsal Sürdürülebilirlik, şirketlerde uzun vadeli değer yaratmak amacıyla, ekonomik, çevresel ve sosyal faktörlerin kurumsal yönetim ilkeleri ile birlikte şirket faaliyetlerine ve karar mekanizmalarına uyarlanması ve bu konulardan kaynaklanabilecek risklerin yönetilmesi olarak tanımlanmaktadır[1]. Son yıllarda sadece kar maksimizasyonuna odaklanmış şirketler için çok yeni bir kavram olsa da artık şirketlerin amacının sadece sermayedarın kârını maksimize etmek değil, “müşteri, çalışan, toplum, doğa, yatırımcı, tedarikçi, finansör kısacası değer zincirindeki tüm halkaların beklenti ve ihtiyaçlarına bir denge içerisinde ve sorumluluk anlayışıyla cevap vermek” olması gerektiğini belirten ve gelişmekte olan bir yönetim kuramı olarak kabul edilmektedir.

Son 30 yılda kaynakları, teknolojik olanakları olan firmalar sürdürülebilirliği kurumsal yapılarına adapte etmişler, paydaşlarını da bu çabalarına katılmaya zorlamışlardır. Unilever, Coca Cola, Marks & Spencer, P&G gibi çok uluslu şirketlerin yapmış olduğu çalışmaları ve iş yapış şekillerindeki dönüşümleri, tüketici alışkanlıkları üzerindeki etkilerini, çevreye verdikleri zararı azaltma çabalarını takdirle takip ediyoruz. Bu şirketler, ürünlerinin yaşam döngüsünde çevreye en çok zarar veren alanlara odaklanarak kendilerine strateji geliştirmektedirler. Üretim sürecinde yoğun enerji ve kaynak tüketimi olan şirketler bu alanlara odaklanmışlardır – seramik, cam, gibi. Ürün yaşam döngüsünde tüketici noktasında çevreye verilen zararların görece yüksek olduğu sektörler ürünlerinin çevreci olması için yoğun çaba harcamaktadır; otomotiv, beyaz eşya sektörleri gibi.  

Ancak genel olarak iyi niyetle sürdürülebilirlik ve çevre ile ilgili çalışmalara başlamış ancak fazla ilerleyemeden havlu atmış birçok şirket bulunmaktadır. Global Fortune 500 şirketlerinin 2/3’ünün sürdürülebilirlik çalışmalarının başarısız olduğu belirtilmektedir.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact) üyesi şirketlerden son birkaç yıl içinde 3100 şirketin listeden çıkartılmış olması bu gerçeği doğrular niteliktedir[2]. İnsan hakları, çalışma şartları, çevre, yolsuzluk gibi 10 temel ilkeyi öne çıkaran Global Compact’e katılan ancak ilkelere bağlı kalmak ile ilgili herhangi bir adım atmayan şirketlerin bir kısmının kurumu ve logosunu reklam amaçlı kullanmak üzere üye olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum ne yazık ki Türkiye içinde geçerlidir. Türkiye’den 222 şirket, STK ve kurum Global Compact üyesidir. 70’in üzerinde şirket 2011’in 2. yarısında üye olduğundan henüz raporlama zorunluluğu tarihleri gelmemiştir ancak kalan şirketlerin yaklaşık % 10’u ilk raporlama tarihi geçtiği halde henüz herhangi bir çalışma yollamamışlardır[3]. Daha önceki dönemlerde de üyelikten çıkartılan Türk şirketleri olduğu bilinmektedir.

50 binin üzerinde katılımcının yer aldığı ve dünyanın en büyük toplantısı olan Rio+20 sürecinde hükümetlerin çok katılımlı bir uzlaşmaya oldukça uzak olduğu bir kez daha açık bir şekilde görülmüştür ve artık bu konuda harekete geçmenin özel sektör, STK’lar ve dünya sorunlarına gönül veren diğer kurumların öncülüğünde olacağı anlaşılmıştır.

Sürdürülebilirliğin çevresel boyutu dikkate alındığında ne yazık ki durum çok farklı değildir. Bugüne kadar görülen başarı hikayeleri ve başarılı olamayan şirketlerin ne hatalar yaptıkları incelendiğinde düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde küçük adımlarla başlayıp, ufak ufak ilerleyerek köklü değişimlerin altyapısının hazırlanmasının daha sağlıklı bir yol olarak öne çıktığı görülmektedir. Herşeyi aynı anda yapmaya çalışmak çok yorucu ve çalışanların motivasyonunu düşüren bir süreç yaşanmasına ve sonunda pes edilmesine zemin hazırlamaktadır. Çeşitli tecrübelerden gözlemlediğimiz ve başarı için gerekli olan adımlar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Hedef belirlemek: Öncelikle durum tespiti yapıp, neler yapılabileceğini, şirket kaynakları gözönüne alınarak potansiyeli belirleyip hedef koymak ve belirli bir plan çerçevesinde bu hedefe ulaşmak önemlidir.  Yeterli kaynağı olmayanların bile alçaktaki meyveler (low hanging fruit) olarak tabir edilen ve maliyet gerektirmeyen tasarruf tedbirleri ile elde edilecek kaynakları daha maliyetli önlemler için kullanmaları etkin bir yol olarak öne çıkmaktadır ve bu azaltım faaliyetlerini önceliklendirerek kendilerine hedef ve taahhüt belirleyen birçok şirket vardır. Türkiye’de ise karbon ayakizi hesaplanması ve belgelendirilmesi süreci özellikle büyük şirketlerin öncülüğünde başlamıştır ancak henüz kendisine bir hedef ve taahhüt belirleyen veya  açıklamak isteyen şirket bulunmamaktadır. Uzun vadede büyüme planları da dikkate alınarak hazırlanan yol haritaları sürdürülebilirliğin ve çevre ile ilgili çalışmaların kısa vadeli projeler olarak görülmediğinin önemli göstergelerinden biridir.

 Kısa vadeli proje değil uzun dönemli strateji: Sürdürülebilirliği bir şirketin stratejisine entegre etmek değer zincirinin en başından en sonuna kadar tüm birimleri sürecin içine dahil etmeyi gerektirir. Uzun yıllar sürecek eğitimler, çalışmalar, projeler, tüm paydaşların katılımını gerektiren uzun soluklu bir yoldur. Son yıllarda özellikle görülen bir yanılsama şirketlerin sürdürülebilirlik veya çevre ile ilgili iki proje uygulamaya koyup, şirket vizyonuna “sürdürülebilir büyüme” kelimelerini eklemenin yeterli olduğunu düşünmeleridir. Konuyu gündemlerine alıp çalışmış olmaları bile aslında takdir edilmelidir tabii ki ancak sürecin henüz çok başında olduklarının bilincinde olmaları çalışmalarının sadece uygulanan iki proje ile sınırlı olmayacağının garantisi olacaktır. Yani sadece çok konuşulan bir konu olduğu için bir takım çalışmalar yapmış olmak yeterli değildir.

Üst yönetimin sahiplenmesi: Üst düzey yöneticilerin tüm benliği ile konuyu sahiplenmesi en birinci ve olmazsa olmaz şart olduğu gibi çalışanlardan tedarikçilere yatırımcılardan tüketicilere kadar uzanan tüm paydaşların katılımı onlardan neler beklendiğinin, hedeflerinin ne olduğunun açık ve net ifade edilmesi gereklidir. Değişimden herkes hoşlanmayabilir ancak sürdürülebilirliğin başarısı için uygulama, karar verme süreçlerinde ve hatta şirket kültüründe köklü değişiklik gerekebilir ve çalışanların desteği olmadan bu başarılamaz. Hedeflerini ve ne yapacaklarını bilen katılımcılar ise süreci daha çok sahiplenecektir.

Yeterli Kaynak: Kurumun üst yönetiminin sürdürülebilirlik çalışmalarına vereceği destek konuya ayrılacak kaynakları da etkiler. Sürdürülebilirliğin uzun vadeli ve süreklilik gerektiren bir konu olduğunun bilincinde olan şirketler yeterli kaynak ayırmaktadırlar. Kaynak derken sadece üretilecek projelere ayırılacak bütçe kastedilmemekte süreci yönetecek yetişmiş eleman ve konuya ayırılacak zamanı da kapsaması gerekmektedir.  Yürütülmekte olan çalışmaları takip eden, performansını ölçen ve öngörülen takvime uygun ilerlenip ilerlenmediğini denetleyen sorumlu bir kişi veya grubun olması çok önemlidir. Bu kişi veya grup aynı zamanda tüm şirketin süreci benimsemesi ve paydaşlara doğru bir yol çizilmesi konusunda yol gösterici ve takipçi olacaktır. Gerçekçi bir zaman planlaması hedeflere ulaşılması için önemlidir.

Aşağıda başarılı bir sürdürülebilirlik stratejisi uygulaması için atılması gereken temel adımlar sıralanmıştır.

 Türkiye’de de çok uluslu şirketler tedarikçilerinin ve diğer yerli şirketlerin kurumsal sürdürülebilirlik çalışmalarını olumlu yönde etkilemektedirler. Buna rağmen, çokuluslu şirketlerin Türkiye’deki faaliyetleri genel merkezlerinin çok gerisinde kalmakta ve genellikle proje bazlı faaliyetler olmaktan öteye gidememektedir. Dünya’da kurumsal sürdürülebilirliğin öncülüğünü yapmış pek çok şirket Türkiye’de birkaç proje geliştirmenin ötesine geçmemektedir.

Kurumsal sürdürülebilirliği; marka imajını ve finansal performansını etkileyen önemli bir unsur olarak gören ve yöneten,  kurumsal stratejilerine entegre edip sadece bir proje gözüyle bakmayan şirketler zamanla küresel ve yerel rekabette öne geçebileceklerdir.

 



[1] “Sürdürülebilirlik ile İlgili Özet Bilgiler”, İMKB.

[2] EKOIQ Dergisi, Temmuz 2012, s. 106

[3] www.unglobalcompact.org

You must be logged in to post a comment.